Haziran 14, 2007

Kardan Adamlar...

Vakit henüz geceyarısıydı... havada yoğun bir sis vardı.. sisli havalarda tüm bulutlar tanrının gazabından korkar ve yeryüzüne sığınırlar sanırdım... büyük bir yanılgıyla kumsal boyunca yürüdüm.. neredeyse üç adım ötemi göremiyordum.. ayaklarım ezbere gidiyordu... hayatım da öyle.. zamanın iyileştirici akışına bırakmıştım kendimi.. geçmişim ve geleceğim arasında kıyasıya bir dövüş oluyor; sürekli aynı bir hatıra geçmişimin sis perdesinden sıyrılıp inatla gözümün önünde canlanıyordu.. küçükken herkes kardan adam yapardı.. ben bir köşeye çekilir onları izlerdim.. eriyeceğini bile bile o çocuk umutlarıyla yumuşak karlara şekil vermek çok hüzün verici gelirdi bana.. oysa eldiven giymemiş çocuklar bile bir tutam kar yapıştırmak için nasıl da yarışa girerlerdi birbirleriyle... yoksulluktan havuç yerine eğri büğrü bir dal parçası tıkıştırıverirlerdi o kardan adamın burnuna... semt pazarı akşam olup toplanınca ben yerlerde küçük bir havuç arardım.. ararken en az o umut çocukları kadar heyecanlanırdım.. akşam gizlice kardan adamın burnundaki dal parçasının yerine asli burnunu itina ile yerleştirdiğimi kimseler görmezdi.. ve gizlice kardan adamın başını okşadığımı.. sevgiyle... buruk bir acıyla.. ve sabahın ilk ışıklarıyla eriyeceğini düşünerek büyük bir hüzünle... ayaklarımın altındaki yumuşak kumların üzerine oturdum.. bulutlar hala korkuyorlardı göğe yükselmeye.. hemen önümde kenarlarına yosun tünemiş bir sandal demirlemişti.. sevdalarımızı düşündüm... bir kardan adam gibiydi benim sevdam.. eriyip gideceğini bile bile umutlarımla şekillendirmiştim onu.. her gece düşümde hasarlı yerlerini okşardım.. yenilenirdi o sevgi dokunuşlarımla.. güçlenirdi.. ne güneşler dokunabildi ona.. ne başka hayatların ışıltılı pırıltısı ulaşabildi.. artık kendi haline bırakır olmuştum.. kardan adamlar nasıl eriyip giderken bir mektup bırakmazlarsa geride benim sevdamın da bir vedası olmamıştı.. eylülü hiç ciddiye almamıştım.. oysa eylülün sımsıcak yağmurlarıyla eriyip gitti.. hüzünlü bir seyrediş kaldı geride.. buruk bir acı... ve ellerimde gözleri.. artık beni görmeyen o şiir gözleri... bulutlar korkularının üzerine gidip göğe yükseldiler.. geçmişimin sis perdesi dağıldı.. bulutları kıskandım.. onların cesaretini.. ve canımı acıtan herşeyin üstüne gittim.. düş ambarlarımı ağzına kadar doldurdum.. ve korudum onu tüm uykularımdan.. şimdilerde kış.. yağan ilk karla yeniden bir kardan adam yapacağım... eriyeceğini bile bile ona çıplak ellerimle şekil vereceğim.. yine şiir gözleri olacak.. yine yanaklarında tatlı bir tebessüm... çünkü ne yosun tutacak kadar ihmal etmiştim kalbimi, ne de içimdeki o umut çocuğunu öldürmüştüm.. aralıkta açan bir çiçek kadar inatçıydım.. ve o çiçeğe konacak kadar da kelebek ruhlu.. ya siz? Siz hiç bir kardan adamın başını sevgiyle okşadınız mı? Ve biteceğini bile bile büyük bir aşkın altına imzanızı attınız mı?
Filiz