Ağustos 21, 2007

Tutkuyla çizdim gözlerimi..

Sabah erkenden kalktım.. çok erken hem de.. sahilboyundan atölyeye gidiyordum.. her zamanki gibi dalgın.. ve düşünceli... denizin hemen kenarında bir taştan korkuluk vardı.. yüksek ve bir karış genişliğinde.. belki de bir buçuk.. ama kesinlikle dar bir korkuluktu... elma yiyordum aç karnına.. kıpkırmızı bir elma... uzaklardan bir müzik duyuluyordu.. Crush With Eyeliner.. tutkuyla çiz gözlerini... taş korkuluğa baktım... davetkardı ve durgundu deniz... balık olmayı istedim.. suların içinde süzülmeyi.. geçen yıl sevdiceğimle birçok kereler balık tutmaya çalışmıştık.. ve her seferinde oltamıza sadece yosunlar takılmıştı. Üzülmüyorduk elbette.. ama yine de buruk kalıyordu içimiz.. hem oltamıza rastgele bir balık takılsa ne olacaktı ki.. tekrar salıverecektik denize.. öylesine çocuktuk işte.. öylesine uçarı.. deniz bunu bilmiyordu.. balıklar da... bilselerdi sevincimizi çoğaltırlardı.. bilselerdi birkez o hiç bilmediğimiz duyguyu bize yaşatırlardı.. balık olmayı istedim.. sevdiceğimin oltasına takılmayı.. yarım kalmış sevinci tamamlamak istedim.. elmamdan bir ısırık aldım.. gözlerim taş korkulukta... kalbimde buruk bir hüzün.. uzaklardan gelen müziğe yürüyordum... tutkuyla çizmeye gözlerimi.. ağustos böceği demiştin bana.. oysa zulamdaki şarkılar tükenmişti...elmamı ısırdım sinirle.. asla ağustos böceği olmama ihtimalim vardı.. balık olmama ihtimalim gibi.. yarım sevinçler biriktirecektim sürekli.. gözlerimi taş korkuluğa diktim.. sağ adımım harekete geçti.. ardından sol adımımı yanına çekti.. yükseldim.. yükseldim.. taş korkuluk sardı ayaklarımı.. sıkısıkı.. neredeyse denizin üstünde gibiydim.. kuşlar alçaktan uçuyordu.. ellerimi havaya kaldırdım.. bulutlar sığmıyordu avuçlarıma.. rüzgar tatlı tatlı saçlarımı yalıyordu.. yüzümü güneşe döndüm.. ve olanca gücümle elimdeki elmayı güneşe savurdum.. paylaşalım dedim.. al.. uzaklardaki müzik hızla yakınlaşıyordu.. tutkuyla çiz gözlerini.. sabahın çok erken bir vaktiydi.. atölyede resimlerim beni çağırıyor.. deniz gittikçe hırçınlaşıyordu.. yüzmeyi iyi biliyordum.. gerçekten iyi.. bu önümdeki hırçın dalgalarla kapışacak kadar hem de.. eskiden o’nunla yüzme oyunları oynardık.. kulaç atarken kendisini seyretmemi istemezdi.. utanırdı.. sen arkanı dön derdi.. öte tarafa bak.. ben dayanamaz kaçamak gözlerle seyrederdim o’nu.. bir sağ kulaç, ardından sol.. kulaç kulaç yaklaşırdı bana.. fakat birden o’nu seyrettiğimi anlar hemen bırakırdı yüzmeyi.. ben o’nu seyretmekten vazgeçmezdim.. o hiç bana kadar yüzemedi.. ne balık olabilirdim.. ne ağustos böceği.. mutlaka “o” diyeceğim hiçbirşeyim yoktu.. senin de yoktu.. bunu biliyorum.. birşeyleri zamana bırakacak kadar teslim olamadım daha hayata... herşeyi kontrol altına alabilirim.. herşeyi.. aşk.. para.. san’at.. yolculuklar.. yeter ki isteyeyim... içimde bir yangın sönüyor.. deniz tekrar duruluyor.. taş korkuluk ayaklarımı bıraktı.. güneş elmanın koçanını yüzüme tükürdü.. uzaklardaki şarkı yanımda şimdi.. ve ben.. tutkuyla çizdim gözlerimi...
filiz

Hiç yorum yok: