Mayıs 17, 2007

Alışmak kötü şeydir...

İşe ve çişe gitmeye alışıktır, insan. Biri hayatının bir döneminden sonra bir zorunluluktur, diğeri çişini söylemeyi bir marifet sandığından beri. İkincisi için fazla varyasyon yapmayacağım, yani sabahlara kadar çiş tutmak, işerken en uzağa işemek veya halkalar çizmek (erkekler için geçerli bu) gibi takıntılar yüzünden insanın çiş alışkanlığını ayrıca bir azap ya da eğlence haline getirmesi hakikaten tartışmaya değer olsa da. Birincisi için ilk adımda söylenecek çok ve klasik şey var. Ama ben bunlardan da bahsetmek istemiyorum. Benim sözünü etmek isteyeceğim şey farkındalık ile ilgili. İşte buna ilişkin öykümüz başlıyor. Şimdi okuduğunuz kağıdı elinizde daha sıkı tutunki başkası kapmasın, daha yakın bakın ki yanlış okumayın, arkanıza yaslanın, derin bir nefes alın, sonra bir nefes daha alın. Dikkatinizi nefes üzerinde yoğunlaştırın. Göğsünüze değil de diyaframa benzer bir yerlere yani karın boşluğu ile göğüs arasındaki tarif edilemeyen yere şöyle bir nefes alın, nefesinizi bir süre tutun (1-2 saniye kadar), havayı sezin, koklayın, analiz edin, sonra yavaş yavaş sanki hava ağzınızdan değilde poponuzdan çıkıyormuşcasına verin nefesinizi. Tamam şimdi öyküyü okuyabilirsiniz, harfleri değil….
****
- Geri dönelim istersen, dedi, kıza dönerek ve gözlerinin içine baktı. Sarı saçların arasında kaybolan, güneşten hafif esmerleşmiş ve daima muzip bir ifade takınmaya hazır olan yüzün içinde genellikle fıldır fıldır dönüyormuş izlenimi veren ve tedirginliği belli belirsiz seçilen gözlere doğru baktı. Sorunun cevabını orada arıyormuşcasına. Sonra önerisine kendi de inanmayarak bir iz aradı. Bir yol düşündü. Gözlerini tekrar kıza dikti. Aslında o da kararsızdı. Bir şey söylemeye yeltendi. O sırada oğlan, biraz önce söylediğinden sıkılarak belli ki:
- Her zaman için geri dönecek kadar zamanmız olacaktır. İlerlemek daha akıllıca. Şurada bir ev görmüştük. Oraya gidip yardım isteyebiliriz, dedi.
Kız oğlanın kıvırcık saçlarına, güven veren ellerini üstünden eksik etmediği saçlarına bakarak, aralarındaki gizli diyaloğu onaylarcasına başını salladı.
Eve yollandılar. Yaklaşırlarken havlayan köpeğe aldırmayarak, hamur açmakta olan genç kadınla selamlaştıktan sonra biraz da ev halini düşünerekten belli bir uzaklıktan dertlerini anlatmaya başladılar. Kadın içerideki genç bir adama seslendi. Genç adam bir kaç hoş beşten sonra genç çifti arkasına katarak, aradıkları yolun başını onlara göstermek üzere yola düştü. Evin, ev halkının, güzel gözlü bebeğin anısını arkada bırakarak ve genç adamın yaşam öyküsünü dinleyerek bir türlü bulamadıkları patikanın başına ulaştılar. İşte o an ikisinde birden büyük bir afallama oldu. Çünkü biraz önce buradan geçmişlerdi, hiç bir şeyin farkında olmayarak.

Öyküye burada ara verelim zira bu hem uzun hem de bitmeyecek bir öykünün üvertürüdür. Şimdi durup oğlanla kıza sonra da genç adama bakalım:

Oğlan da, kız da birbirini delicesine sevmektedir. Ama gözleri kör eden bir aşk yanılsaması yaşamazlar. Gene de gözleri kördür. Burunlarının dibini ayırd edemeyecek kadar deneyimsiz ya da unutmuş, saf ya da cahildirler çünkü. Genç adamsa doğallıkla bilmektedir bu patikayı. Çünkü o bu patikada doğmuştur. Ama o da gideceği yönü bilmemektedir. O yüzden sadece patikanın başını bilir. Gündelik yaşamının akışını bozmaya korkar ve bu yüzden biraz daha ileri gitmez. Üstelik gidenlere de biraz kuşkuyla bakar. Biraz da alay vardır bakışlarında. Ait olmadıkları bir yere geldiklerini sandığı ve çaylaklıkları her hallerinden belli iki insan vardır karşısında, tamamen kafasındaki kentli elbiselerini giymiş iki kişi. Aslında o daha şanslıdır. Ama maalesef o da kördür. Tüm körler patika ayrımında iyi dileklerle vedalaşırlar ve gene herkes kendi yönüne gider. Bizim oğlanla kız yaşamlarının en önemli adımlarından birini birlikte attıklarından habersiz, ama inançlı, tedirgin ama cesaretli yola koyulurlar….

Evet alışmak hem kolay, hem de çok tehlikelidir. Ama insan doğduğu andan beri kör değildir. Zorla, bazen zorbalıkla ama en çok korkuyla körleşmiştir. O yüzden alışmaya meyillidir. Hatta bundan tuhaf bir zevkte almaktadır. Yani alışmak, ya da alışkanlıkları olmak bir ayrıcalıkmış hissiyle yaşar. Ne zamanki aslında kralın çıplak olduğunu, ayrıca bunu anlamak için bir reklam filminin çevrilmesini beklemeye de ihtiyacı olmadığını sezer ve ne zamanki en cazip çıplaklığın beyinde, akılda olduğunu kavrar, o zaman böyle bizim sarsak çift gibi yollara düşer. Ömrü boyunca oturduğu yerde ve üstündeki ağırlıklarla göremeyeceği, keşfedemeyeceği patikaları bulmak üzere.
Evet şimdi nefesinizi tekrar alın ve günde en çok alıştığınız şeyin nefes alıp vermek olduğunu ve bu kadar alıştığınız için aldığınız nefesin bir an bile farkına varamadığınızı anlamaya çalışın. Sonra bu öyküyü okumak yerine gidin yaşamaya bakın, sizden zamanınızı çalan duman adamlara inat…

Filiz