Yine tehlikeli bir yazıya başlıyorum işte... bir yazar tekniğine sahip değilim belki ama bir yazar kalbi taşıyorum.. yazıların içinde pusuya yatan tehlikeyi bilirim.. aşka çırılçıplak bir adak gibi sunar kendini yazı... günahlarından arınmıştır... başına şehvetten taç yapraklar takar, cazibelidir... sahip olmak istersiniz kudretine... yazı direkt kalbe nişanlar kendini.. hiçbir engelle karşılaşmaz... sözcükler yanyana öyle güzel dizilirlerki kanınızı hızlandırabilir görkemi.. büyüleyici bir ayine kapılır gidersiniz... yazmaktan hep korktum.. o aşka susamış cesur savaşçıyı savaş meydanına davet etmekten.. yazı aşkı bir nakış gibi işlerdi.. kusursuz bir örgüydü bu... yazmak bende her zaman korku duygusu uyandırmıştır.. maskeler düşer, iç hesaplaşma başlar.. yazarken ağulu bir şarap içmiş gibi olurum... zehrin etkisi geçene kadar beynim kalbimle vedalaşır.. mürekkebime kalbim verir kanını... yazı ve kalbin buluşması kadar daha çıplak ve daha doyurucu bir buluşma yoktur... daha davetkar bir buluşmaya engel olur bu ikisi... birbirleriyle girdikleri ilişkileri incildeki kızılbaş bakireler bile kıskanır... gözünüzün önünde sevişirler farkedemezsiniz.. hatta bu sevişmeyi siz anlamlandırırsınız... yazmak bir doğum gibidir... sancısı birikir içinize önce... doğuracağınız şeyin büyüklüğüyle doğru orantılı bir sancı.. sırasını bekleyen küçük kramlar başlar sessizce.. saatin tiktakları gibi eşdeğer zamanlarda gelen kramplar... siz yazmayı erteledikçe kramplar dayanılmaz bir hal alır.. duvarlara tırmanırsınız sol tarafınıza giren kramplardan.. geçer sanırsınız acısı.. oysa sizden sözcükler ister o kramplar... duymak istediği şey sizin ah’larınız değildir.. kalbinizin dile gelmesidir tek umursadığı... yazı kendisini sadece kalbe nişanlar çünkü... oradan alır mürekkebini.. dürüst bir alışveriştir bu.. yalana asla geçit vermez... yazmaktan her zaman korktum.. yalan söyleme özgürlüğümüzün elimden alınıyor olmasından.. çıplak kalmaktan.. maskemin düşmesinden.. kağıda dökülen parlak mürekkep çoğu kez kendi göremediğimiz yüzümüzü gösterir bize.. en makyajsız haliyle sadece orada görürüz yüzümüzü.. başkaları da görür diye korkarız.. ama vazgeçemeyiz yine de bu kutsal buluşmadan.. en çok yazarken kendinize dokunursunuz.. hazır kalbinizle bir alışverişe giriyorken yüzleşirsiniz o hep ertelediğiniz günahlarınızla.. ne de olsa pis kanınızı mürekkebe veriyordur kalbiniz ve siz taze nefesler üfleme fırsatı buluyorsunuzdur ona... böylece bakım yaptığınızı sanırsınız.. yazmayı bitirdiğinizde kalbinizle barışmışsınızdır artık.. doğumu yapmış, sancılardan ve kramplardan uzak, güçlenmiş hissedersiniz kendinizi.. oysa kanınız ne kadar pis ise o kadar zavallı bir aşktır doğurduğunuz.. yaptığınız ihanetler zehirler kanınızı siz farkedemezsiniz.. ihanetin boyası görünmezdir.. ancak ihanete uğrayan onu görme mucizesine erişir.. aldatılan olmak istersiniz aldatan olmaktansa... o boyayı görme mucizesine erişmek istersiniz.. doğurduğunuz zavallı aşkınızı rahminize geri gönderemeyeceğinizi bilirsiniz.. kimse böyle bir çocuğa baba olmak da istemez zaten.. sahipsiz kalır aşkınız.. ihanetin “piç” damgasını yer.. diğer yandan sadakatin ve bağlılığın az bulunur bir mücevher gibi ışıldayan aşkları olur.. ellerinizi saçlarına daldırmak istersiniz o çocuğun.. pul pul pırıltılar sarar ellerinizi.. böyle bir aşkı doğuran kalbe özenir ve ona sahip olmak istersiniz.. çünkü yeniden başlamayı da göze alamazsınız böyle bir aşkı doğurmak için.. düşünsenize yine aynı büyük ve dayanılmaz sancılar.. bir saatin tiktakları gibi eş zamanlarda gelen kramplar.. buna bir türlü tekrar hazır olamazsınız.. şimdi tek istediğiniz bağlılık yemini etmiş bir kalp bulmak... onu süslü yalanlarla kandırıp saf ve katıksız kanıyla kendi pis kanınızı temizlemektir... ondaki sadakatin göz kamaştıran pırıltılarıyla kendi zavallı aşkınızın yüzünü gözünü boyamaya çalışırsınız umarsız bir çabayla... sahte bir görünüş kazandırıp kimbilir kime peşkeş çekeceksinizdir.. yazmaktan hep korkarım.. kalbime en çok yaklaştığım anlardır çünkü... orada hiç hatırlamadığım, ama es kaza yapmış olduğum bir ihanet görürüm diye tedirgin olurum... kanımın kirlenmiş olmasından ve zavallı bir aşk doğuracak olmaktan duyduğum acı yoğundur.. ihanetin “piç” damgasını yemekten ürperirim.. kalbimin eşi az bulunur bir aşka gebe kalacağını hayal etmek daha çok haz verir oysa... bunun hayaliyle avunur dururum.. altın sarısı saçları olan bir aşk doğuracağıma olan inancım içimde, ellerimde pul pul ışıltılar, yüzleştim kalbimle..
Ve yazmaya başladım...
Daha ötesi var mı?..
Şimdi ise doğum zamanı...
Filiz
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder